top of page

Meksika Günlüklerim: Tacos’tan Piramitlere Bir Rüya Gibi Seyahat

ree

Bir ülkeye âşık olunabiliyor mu? Ben oldum.Meksika’ya adım attığım ilk andan itibaren, sanki başka bir gezegene inmiş gibi hissettim. Renkler daha canlı, insanlar daha içten, müzik her köşede ve yemekler… Ah o yemekler!

Mexico City – Kalabalık, Kaotik, Ama Tam Benlik

Seyahatim Mexico City'de başladı. Hani bazı şehirler vardır, ilk başta biraz ürkütür ama sonra yavaş yavaş kalbinizi kazanır… İşte Mexico City tam olarak öyleydi.

İlk gün Zócalo Meydanı’nda dolaşırken, tarih ve modern hayatın birbirine nasıl bu kadar güzel geçtiğine şaşırdım. Ardından rotamı Frida Kahlo’nun Mavi Evi’ne çevirdim. Gözlerim dolarak dolaştım içeride, çünkü sanatla dolu o ev gerçekten yaşıyordu.

Bir de sokak yemekçileri… Hayatımda yediğim en güzel tacos'lardan bazılarını burada, plastik taburelere oturup kalabalığı izlerken yedim.

Teotihuacan – Piramitlere Tırmanırken Düşündüklerim

Mexico City’den bir saatlik yolculukla ulaştım Teotihuacan Antik Kenti’ne. Güneş ve Ay Piramitleri karşısında ne diyeceğimi bilemedim. Güneş Piramidi’ne çıktığımda rüzgâr yüzüme çarparken düşündüm: Bu kadar eski bir medeniyet, nasıl böyle görkemli bir yapı inşa edebilmişti?

Yalnızca fotoğraf çekmek değil, oranın havasını solumak, enerjisini hissetmek bile başlı başına bir deneyimdi.

Tulum – Bir Tatilden Fazlası

Mexico City’den sonra biraz deniz, biraz huzur istedim. Yucatán’a, Tulum’a geçtim. Eğer “cennet diye bir yer varsa” diye sorsanız, cevabım hiç düşünmeden Tulum olur.

Bembeyaz kumsallar, turkuaz deniz ve o müthiş rahatlık hissi… Sabah yogası, öğlen cenote turu (doğal su dolu mağaralar), akşam ise sahilde gün batımı. Her gün başka bir güzelliğe uyanıyordum.

Tulum’un en büyüleyici yanıysa sahile bakan Maya kalıntıları. Bir medeniyetin izleriyle denizin dalgalarının buluştuğu bu yer beni fazlasıyla etkiledi.

Yemekler – Tek Başına Bir Gezi Sebebi

Meksika mutfağına zaten hayrandım ama yerinde deneyimleyince bambaşka bir boyut kazandı. Özellikle sokak lezzetlerine ayrı bayıldım:

  • Tacos al pastor

  • Elote (Meksika usulü mısırlı atıştırmalık)

  • Guacamole

  • Churros (üstüne tarçınlı şeker, yanına çikolata!)

Ve tabii ki her şeyin yanında taze yapılmış lime’lı içecekler… Sade ama inanılmaz lezzetliydi her şey.

Bana Kattıkları…

Meksika bana sadece yeni yerler göstermedi, içimdeki keşif duygusunu da tazeledi.Tulum'da bir gün plajda otururken yaşlı bir kadınla tanıştım. “Mutluluk; zamanını kiminle ve nerede geçirdiğinle ilgilidir,” dedi bana. O anı hiç unutmayacağım.

Küçük Notlar (Kendime ve Size):

  • Yalnız seyahat etmek korkutucu değil, özellikle Meksika gibi sıcakkanlı bir ülkedeysen.

  • Sokak lezzetlerini denemekten korkma, midene biraz sabır göster, pişman olmayacaksın.

  • Yanına mutlaka sivrisinek spreyi al. Özellikle cenote bölgelerinde şart.

  • Yanına hafif valiz al, çünkü dönerken alacaklarınla zaten ağırlaşacak :)

Ve Son Olarak...

Meksika’dan ayrılırken gözümde yaş vardı. Gerçekten.Çünkü orada sadece bir ülke değil, başka bir hayat, başka bir ben keşfettim.Eğer sen de rotanı farklı bir yere çevirmek, renkleri, kültürü ve insan sıcaklığını iliklerine kadar hissetmek istiyorsan... Meksika seni bekliyor.

“Yaşam, tek yönlü bir biletse; en azından birkaç durakta dans etmeden geçmemeli.” – ben :)

İstersen bu yazıyı ismine göre kişiselleştirebilir, Instagram/blog gönderisi için kısaltabilir ya da devamını yazabilirim. Fotoğraf açıklamaları ve öneri rotalar da ekleyebilirim. İlgini çeker mi?

 
 
 

Yorumlar


  • Whatsapp
  • Instagram
  • Facebook
  • Pinterest
bottom of page